İçeriğe geç

bozuk bir plak olarak türkiye’nin eylem ve devrim anatomisi

uzun bir sürenin ardından tekrar merhaba. yine ve yeni gündemler, bazı fikirlerim var, bir şeyler karalamak istedim. belki birkaçına bir şeyler kazandırır, belki de geri dönüşlerle bir şeyler öğreniriz. özellikle bugün cevahir’de olanları gördükten sonra bunları yazmak benim için farz oldu.

türkiye 19 mart’ta imamoğlu’nun tutuklandığı ilginç bir güne uyandı. daha önce yaşananlara benzemeyen, türk siyasi arenasının en popüler 2. insanının tutuklanması mevzusu pek çokları şaşırtmış olabilir. ancak olaylara az çok vakıf olanlar bilecektir ki bu olaylar ne dün başladı ne de yarın sona erecek. 14 aralık 2022’de ekrem imamoğlu zaten 2 yıllık bir hapis cezası almıştı, hatırlayanlar olacaktır, siyasi yasak meseleleri de gündemdeydi ancak kamuoyunu ve siyasi statüyü uygun görmemiş olacaklar ki bu hususlarda harekete geçilmedi.

geçmişte ecevit ve erbakan gibi başbakan düzeyinden tutuklamalar olduğunu da biliyoruz. uluslararası bağlamda da vaclav havel, gramsci, navalny gibi örnekler gördük. ancak bunların temel bir ortak noktası var, benim kişisel görüşüme göre türkiye ile taban tabana oturmayan, farklılıklar barındıran. bu tutuklamaları yapan ülkelerin tümü ya faşist ya da komünist diktalardı. türkiye gibi rekabet sunabilen bir muhalefetin bulunduğu rejimlerde, bu tür tutuklamalar, halihazırda ciddi oranda dağınık ancak kitle olarak kalabalık olan muhalefeti konsolide edeceğinden pek tercih edilen uygulamalar değildir. ancak bizim üzerimizde öyle beceriksiz bir muhalefet var ki, bu doğal tepkiyi dahi berbat edebiliyorlar. neyse, bu bugün için benim mevzum değil. ben daha farklı bir şeyi konuşacağım: türkiye’de eylem yapma pratiği.

türkiye’de siyasi protesto kültürü maalesef plansızlık ve kavramsal altyapı eksikliğinden ciddi şekilde etkileniyor. bir eylemin kavramsal ve stratejik olarak doğru temellendirilmemesi, o eylemin katılımcılarını (türkiye örneğinde, diğer pek çok ülkede olduğu gibi üniversite öğrencilerini) fişletmek ve heba etmek demektir. gösteri ve yürüyüş türk anayasısında temel bir haktır. bu hak ne denli anayasal olarak kullanılıyor, ne kadar stratejik ve planlı bir ilerleme var orası ayrı bir muamma.

milyonların katıldığı bu gösterinin adı ne örneğin? var mı üzerinde anlaşılmış, etrafında bir kimlik inşası sürecine müsaade verilebilecek bir adı? yok değerli arkadaşlar. çünkü ortada bir basiretsizlik var. kavramsal çalışmasını en ivedilikle tamamlayamadığınız bir eylemde insanları heba ediyorsunuz. gözlerinin korkutulmasının önüne geçemiyorsunuz, basiretsizlik akıyor parçalarınızdan. eylem nedir, nasıl yapılır, nasıl organize olunur, nasıl anayasal haklar kendi lehinize kullanılabilir soruları ve türkiye minvalinde, diğer ülkelerden farklı şekilde ortaya çıkabilecek problemlerle nasıl başa çıkacağınız hakkında en ufak fikre sahip değilsiniz, çalışmamışsınız. orada burada kamuoyuna: bizim üzerimizde uzun zamandır ağır bir baskı rejimi ve tehdit vardı diyerek şikayet edip; hamasetten uzak, stratejisi iyi düşünülmüş, uzun vadeli ve akılcı planlar oluşturmadan haybeye muhalefet yapmak hoşunuza  gidiyor, kendinizi haklı çıkarabileceğinizi ve bir mağduriyet yaratabileceğinizi zannederek baskıdan bahsediyor, suçlayıcı ifadeler kullanıyorsunuz. ancak bilmiyorsunuz ki hazır olmamanız, plansızlığınız ve geçmişten bu yana demokratik ve anayasal bir hak olarak, stratejik ve planlı bir temel üzerinde en hassas duygu ve mantıkla çalışmış olmanız gereken konsolidasyon mekanizmalarını hayata geçiremediğiniz, eylemin adını koyamadığınız, konsept ve kavram icat edemediğiniz eylemler toplum ve muhalefet nezdinde daha çok ayrışmaya ve çok kutupluluğa yol açıyor. beceriksiz olmakla yetinmiyor, aynı zamanda zarar da veriyorsunuz. gencecik çocukları heba etmeye hakkınız yok, ya adam gibi organize olun, ya da kimseyi sokağa çağırmayın, itidal çağrısı yapın ki kanı kaynayan, bir şeyler değiştirmek isteyen gençleri hem türkiye’den hem siyasetten soğumasınlar.

neyse, doluyuz belli ki çok konuştuk. evvela demokratik ve anayasal bir hak olarak eylem nasıl yapılır? önce anlamak gereken şey şu, tepki vermek ile etkili olmak arasında çok fark vardır. türk halkı artık eylemlerini duygusal patlamalar üzerinden değil, mantıklı, bilinçli, sonuç odaklı ve anayasal stratejiler üzerine kurgulamalı. yalnızca bu şekilde kalıcı siyasi ve sosyal dönüşümler elde edilebilir. siyasi özgürlük ve anayasal bir hak olarak dönüşüm, gelecekte demokratik ve güçlü bir toplumun temelini oluşturacaktır.

geldik önemli noktaya. türk hukukunu, hükümetini ve muhalefetin içler acısı halini zaten biliyoruz, laf kalabalığı yapmaya ve süslü cümleler yazmaya gerek yok. bütün bunlara ek olarak artık türkiye’de eylemin ideolojik yüzü de tümüyle değişmiştir. nasıl ki f1’de bir araç diğerinin rüzgar kanalına girerek hızlanıyor, muhalefet de bu değişimin yarattığı rüzgarı kullanarak hızlanmalı. daha fazla basiretsizliğe artık hiç kimsenin tahammülü yok.

nedir bu değişiklik? 80’lerden bu yana türk gösteri kültürü tamamen ideoloji temelli olmuştur. gezi’yle başlayan meydan okuma tipli eylemler ile birlikte gösteri meselesinde “faşizme karşı omuz omuza, her yer taksim her yer direniş” gibi söylemler yerini “delikanlı kim bakalım” tezahüratlarına, bozkurt işaretlerine, türk bayraklarına bıraktı. neden peki? nasıl oldu bu? çünkü sağ merkezde yer alıp, geçmişte muhalif olmayan kitleler artık o veya bu sebeple muhalifleşti ve eylemlerde yer alıyorlar. geçmişte eylemleri yapanlara ne oldu? onlar da dünyadaki sağa yanaşma akımına katıldılar. türkiye’de sol fiili olarak bitmiştir, geçmiş olsun, dileyen kabul etmeyebilir.

bu noktada halkın geriye kalan çok önemli bir kısmını oluşturan, belki de %80’i diyebileceğimiz sağ merkez kitleler de sağ merkez hükümete ideolojik olarak tetiklenemeyeceğinden, ideolojik tartışmalar ve eylemlerin yerini meydan okuyan ve ideolojik temelin dışındaki bir beceriksizlik, yahut ondan da öte bile isteye zarar verme iddiası üzerinden yürütülen bir meydan okuma aldı.

basiretsiz muhalefete tavsiyem bu sosyolojik değişikliği iyi okuyarak gerekli adımları atmaları. daha çok yazarım ama lüzum yok, boş konuştuğumuz yeter.

sevgiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir