kendi kendini eğleme konusunda en mahir millet: çerkesler. 2025 yılındayız, artık herkes telefonunun ekranında yapayalnız, ama herkesin hayatı herkesin cebinde. bireylerin toplum üzerindeki etkileri, sosyal medyanın sağladığı alanla ciddi derecede artarken, toplumun bireyleri bir arada tutan bağları; göç dalgası, değişen küresel sosyoekonomi, ekonomik anksiyete gibi çeşitli nedenlerle başkalaşıyor. avrupa’da bu süreç aşırı sağın yükselişiyle kendini gösterirken, türkiye’de kutuplaşmayla, rusya’da ise çatırdama ve tek adam sonrası döneme hazırlıkla devam ediyor. çerkesler ise bu denkleme her zamanki gibi dans ederek katılıyor.
bir toplum, kendi gündelik hayatını kavramsallaştıramıyorsa, güç ilişkisini, sınıfı, devleti, sermayeyi, suçu, politikayı, diplomasiyi düşünsel düzlemde tartışamıyorsa, geleceğe dair doktrin üretemez. doktrin üretemeyince de başkalarının kurduğu oyunda figüran olmaktan öteye geçemez.
bugün çerkesler ne istiyor? somut, toplumsal, herkesin aşağı yukarı bildiği, “evet bizim derdimiz budur” diyebileceğimiz bir istek var mı? yok. parça parça talepler, anlık tepkiler, duygusal çıkışlar var ama bunların üstünde duran, kuşaklar arası aktarılabilecek bir ortak arzu yok.
siyaset biraz da örgütlü arzu meselesidir. ne istediğini bilmeyen, benliğinin sağladıklarıyla, varlığının sürdürülebilirliğini garanti altına alamayan topluluklar yok olmaya mahkumdur. romantik kimlik anlatısıyla kendi kendini teselli edip, ortak bir hedef ve plan etrafında hareket etmeyen unsurlar da yavaş yavaş tarihin tozlu raflarına koyulur.
bismillah
uzunca bir süredir çerkes kamuoyunun kendi hakkında kurduğu dili takip ediyorum. derneklerde, anmalarda, sosyal medyada hep aynı cümleler dönüp duruyor: “onurumuz için yaşar onurumuz için ölürüz,” “asla teslim olmadık,” “yenildik ama eğilmedik.”
kulağa hoş gelen, duygusal tatmin sağlayan cümleler bunlar. sürgün, soykırım ve dağılmışlık gibi ağır travmalar yaşayan bir toplumun, hafızasını canlı tutmak için bu tür moral dayanaklara ihtiyacı vardır, bunu anlıyorum. ancak bunun ötesinde, kuzey kafkasya’ya dair var olan dille, bölge siyasetiyle kurduğumuz ilişkide moral konfor, analitik düşünmeyi ikame etmiş durumda. bu tip sloganlar, analizi lüzumsuz kılan birer uyuşturucuya dönüştü.
bugün çerkes diasporası ve sivil toplumu, gündelik hayatı kavramsallaştırmakta zorlanıyor. ön planda asalet, xabze, onur ve dans var. arka planda ise yoksulluk, illegal ağlar, grup kavgaları, kafkasya özelinde paramiliterleşme, yozlaşma ve güvenlikleştirme var.
ön planla arka plan arasında bir hat çekmediğiniz sürece, güvenlikleştirme kavramının kafkasya’da nasıl işlediğini de tam olarak anlayamazsınız. güvenlikleştirme, bir konunun olağanüstü tehdit ilan edilip normal siyasetin dışına itilmesidir. rusya, kafkasya’yı uzun süredir ağırlıklı olarak bir güvenlik dosyası olarak ele alıyor. ama biz içerideki çürümeyi konuşmayı reddedip sadece vitrini parlatarak, farkında olmadan bu güvenlik yaklaşımına zımni bir onay üretmiş oluyoruz.
“bizim iç meselemiz”, “kol kırılır yen içinde kalır” dediğimiz her an, o yenin içinde sorun büyüyor. hangi gruplar rusya ile iş tutuyor? hangi kurumlar moskova’nın patronaj sisteminden besleniyor? bu soruları sormadan onurlu dağlı anlatısını sürdürmek, siyaset değil, toplu terapidir. bu yüzden de çerkeslik, düşünsel bir zemin değil, steril bir vitrin haline dönüştü. gerçek hayatın pisliği dışarıda, çerkeslik denen kutsal alan içeride. bu, sadece ahlaki bir zaaf değil, aynı zamanda siyasal bir zaaf.
ohşamaxo
bir devletin devlet olabilmesi için, o topraklarda silahı kimin tutacağına esas olarak kendisinin karar vermesi gerekir. weber’in meşhur tanımı bu: “şiddet tekeli”. ama bugün kuzey kafkasya’ya bakın. çeçenya’da şahsi ordular, dağıstan’da yerel güç odakları, farklı yerlerde özel güvenlik şirketleri ve rosgvardia. silah, giderek daha fazla gücü yetenin ve parayı verenin kontrolüne kayıyor. yarın moskova’daki merkezi otorite zayıfladığında, bu silahlı grupların kime namlu doğrultacağı, kimin emrine gireceği belirsiz.
romantik gözlükleri çıkarıp sahada devletin, şiddetin ve sadakatin nasıl işlediğine daha çıplak gözle bakmak zorundayız. isimlere, teorilere boğulmaya gerek yok, isimler üzerinden gitmeyeceğim, sahadaki gerçek zaten ortada.
jıle
toplumu bir arada tutan şey nedir? ideal şartlarda hukuk ve ortak aidiyet duygusudur. ama kafkasya’da bugün mevcut düzeni ayakta tutan unsur, önemli ölçüde satın alınmış sadakat. bugün o görünürdeki grup dayanışması, parayla ve imtiyazla ayakta duruyor. moskova parayı keserse veya yerel elitin çıkarı değişirse, o sözde sadakat bir gecede buharlaşabilir. bizim hain veya işbirlikçi deyip geçtiğimiz kitle, aslında bu ekonomik çarkın dişlisi. çark durduğunda ne yapacaklarına dair bir fikrimiz var mı? yok.
güvenlikleştirme yaklaşımı sadece muhalifleri sönümlemiyor, kendine uygun, makbul, itiraz etmeyen, folklorik bir çerkes tipi de üretiyor. foucault’nun iktidarı tarif ettiği gibi, iktidar sadece yasaklamaz, aynı zamanda inşa eder. bizim vitrine koyduğumuz o steril çerkeslik, aslında tam da bu bakışın istediği, kendi tanımlamalarına göre zararsızlaştırılmış bir kimlik haline gelebiliyor.
konjonktürel değil, yapısal bozukluk
tarih bizim için bir övünç kaynağı değil, bugünkü sorunlu yapıların da arka planı. bugün kuzey kafkasya’daki düzen, çarlık dönemindeki sert merkezileşme (soykırım, zorla iskan ve sürgün politikaları), sovyet dönemindeki bürokratik patronaj ağlarının (sadakat karşılığı dağıtılan makamlar, maaşlar, daireler) ve 1990-2000’lerin mafyaya açık kaotik ortamının (kaitov-batdyev, obşina, yarmuk meselesi vs.) birikmiş izlerini taşıyor.
marx’ın dediği gibi, insanlar tarihlerini kendileri yapar ama seçtikleri koşullarda değil, devraldıkları mirasın üzerinde yaparlar. Biz pek matah bir miras almadık, ancak başka bir şeyimiz de yok. putin sonrası dönemde bu yapı sarsılırsa eğer, elimizde “asil millet” ifadesinden başka, bugünün karmaşasını yönetecek net bir harita yok.
ukrayna savaşı, rusya’nın kaynakları ve kapasitesi üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. yarın merkez zayıfladığında kafkasya’da bizi bekleyen şey, tek ihtimal olmasa da, romantik bir özgürlük baharından çok, paramiliter çekişmelerin, elit mücadelelerinin ve güvenlik ikileminin iç içe geçtiği sorunlu bir sarmal olabilir. yerel liderlerin özel güçlerinin bazı alanlarda merkezi ordudan daha etkili hale geldiği, moskova’nın atadığı valilerle yerel klanların rant için birbirine girdiği senaryo imkansız değil.
Buradan rusya yarın sabah dağılır, kafkasya’dan da on tane ulus devlet çıkar sonucu çıkmaz. şu an itibarıyla başı kesik tavuk gibi olan bu toplumda böyle bir ihtimali taşıyacak ne özne var, ne program. bu yüzden esas tartışılması gereken şey, “rusya ne zaman yıkılır?” değil. plansızlığın artık bir alışkanlık olmaktan çıkması gerektiği.
biz siyaseti yıllarca düşman vs. biz basitliğinde kurduk. ama olası post-putin karmaşasında dost ve düşman bu kadar net olmayacak. kimin eli kimin cebinde belli olmayan bu gri alana girdiğimizde, doktrin eksikliği bizi alnımızın çatından vuracak. ayı postundan ceket dikmek istiyorsak, terziliğe soyunup, o romantik “kimlik terapisinden” çıkıp, daha soğukkanlı bir “strateji masasına” oturmalıyız.
bunun ilk adımı, kavram setini baştan aşağı gözden geçirmektir. onur, asalet, hain gibi duygusal yükü ağır kelimeleri bir süreliğine rafa kaldırıp, yerlerine çıkar ilişkisi, sınıf, patronaj ve güç dengesini koyulmalı.
zihinsel dönüşüm sadece kavramlarla sınırlı kalamaz, ezbere konuşmayı bırakıp gerçek bir aktör haritası çıkarmayı da gerektirir. türkiye nerede duruyor, avrupa’nın güvenlik mimarisi kafkasya’yı nasıl görüyor, rusya içi muhalefetin planı ne? hangi aktörle asgari müşterekte buluşulur, kırmızı çizgilerimiz nelerdir? işte buna diplomatik doktrin denir ve bu doktrini yazılı hale getirmek, hamaset yapmaktan çok daha hayati bir görevdir.
benzer bir yüzleşme, diaspora ve anavatan ilişkisinde de şarttır. iki taraf da birbirinin yozlaşmasını, travmasını ve zaaflarını açıkça konuşabilmeli, ilişkiyi mitoloji üzerinden değil, daha açık biçimde ortak çıkar ve güvenlik üzerinden yeniden kurmalıdır.
son olarak, sadece rusya zayıflasın diye dilek tutmanın bir strateji olmadığını kavramalıyız. federasyon gevşerse bölgesel ittifakları kimle kurarız? post-putin rusya’sı için ihtimaller nelerdir? kafkas halkları kendi geleceğini nerede görüyor? (ki en önemlisi budur) dernek salonlarındaki nutuklar pek bir şeyi çözmez.
sonuç
ayının zayıflamasını bekliyoruz, postun yere düşeceğine inanıyoruz, ama elimizde ne terzi var, ne kalıp, ne kumaş bilgisi, ne de tasarım. sadece o post bizim hakkımız diyoruz. ayının postu elbet bir gün ortaya düşecek. ceket, posttan değil, o postu işleyecek akıldan, tasarımdan ve ustalıktan çıkar. eğer o akıl yoksa, ayı ölür, post kalır, ama biz yine soğukta titremeye devam ederiz.
sevgiler